top of page

Dinlenme ve Sabıra Dair Bir Performans

  • Yazarın fotoğrafı: Dila Yumurtacı
    Dila Yumurtacı
  • 27 Nis
  • 3 dakikada okunur

Porto’da yaşam oldukça dinamik. Hem yüzölçümü hem de nüfus bakımından İstanbul’dan çok daha küçük bir şehir olmasına rağmen şaşırtıcı bir canlılığa sahip. Bunun sebebi sadece şehrin kendi dinamikleri değil, benim onunla kurduğum ilişkiler. 20-21 Mart’ta Porto’da gerçekleşen Mula Festival’den bahsetmek istiyorum. İlk kez gerçekleşen bu festival, ışık ve gölgenin dengelendiği, gece ile gündüzün eşitlendiği ekinoks dönemindeki hizalanmayı kutlamak amacı ile gerçekleştiriliyor. Bu geçişteki karşılaşmalar, gün batımı ile gün doğumu arasında, kendi ritmlerimizi tanımlamak ve bulunduğumuz alanları ne şekilde işgal ettiğimizi yeniden düşünmek üzere tasarlanmış. Editoryal metnini incelediğimde Mula, “Bağımsız sanatsal alanların, pratiklerin ve toplulukların Porto’daki önemini; eleştirel düşünme, sanatsal deneyim ve topluluk oluşturma için hayati altyapılar olarak onaylayan, karşılaşmayı bir direniş biçimi olarak seçen bağımsız bir politik jest olarak” tanımlanıyor.


Portekiz halk şarkılarında ve şiirlerinde bahsedilen bu mevsim geçişleri ve tarım döngüleri özellikle ülkenin kuzeybatısında hala Pagan geleneklerin etkisi ile yaşatılıyor. Zamanın ele alınış şekli, özellikle çalışma saatlerinin güneşe bağlı olarak oluşturulması, kolektif şarkı söyleme saatlerinin belirlenmesi, toplumun doğa ile bütünleştiği bir yaşamı bize yeniden hatırlatıyor. Eşek ve atın yavrusu yani katır anlamına gelen Mula, hibrit/melez bir tür. İsminden aldığı ilhamla dans ve performans alanlarını alternatif ve queer bir yaklaşımla, nostaljik bir his yerine, şimdi ve burada olarak bir araya getiriyor. Şehrin farklı alternatif sanat mekanlarında gerçekleştirilen performanslar, konserler, okumalar ve konuşmalar aracılığıyla insanları organik ve tamamen ücretsiz bir şekilde bir araya getiriyor. Festivale o kadar yoğun bir talep vardı ki, birçok etkinlikte insanlar kapıdan dönmek zorunda kaldı. Festivale dair, Polonyalı sanatçı Ewa Dziarnowska’nın kar amacı gütmeyen sanat alanı RAMPA’da gerçekleştirdiği This resting, patience adlı performanstan bahsetmek istiyorum çünkü uzun zamandır gördüğüm en etkileyici performanslardandı. 


Harekete ve bedenin mevcudiyetine güvenen bir anlayışla, matematiksel veya karmaşık koreografik süreçlere dayanmayan bu dört saatlik performans, sadeliği ile güçlü bir performanstı. Güncel sanatın kavramlara yüklendiği devasa anlamların aksine, olağanüstülüğünü sadeliğinden alıyordu. Zeminin mavi halı ile kaplandığı, aynı zeminde bir araya gelen bedenlerle sahne ve seyirci ayrımının ortadan kaldırıyordu. Kare alana konumlanan seyircilerin arasında hareket eden iki beden, merkezde iki daire yaratarak kendi alanları oluşturdular. Bu sınırlama ile sanki kendi sahnelerini yaratmışlardı. Seyircilerin bazıları kareden yuvarlak alana geçerek dansçılara yaklaşıyor, onlarla daha yakın bir ilişkiye girmek üzere yeni bir alana davet ediliyordu. 


Performansın adı, dinlenme ve sabrı, durağan ve pasif bir bekleyişten ziyade, bedenin içinde deneyimlenen aktif bir durum olarak ele alırken; yalnızca zamana katlanmak değil, aynı zamanda durmak, yavaşlamak ve bu durma halinin içinde kalabilmek anlamına geliyor. Sanki dansçıların bedenleri, hız ve üretkenlik beklentilerine karşı dans ederek bilinçli bir direnç geliştiriyor. Bu da performansı, ne tamamen eylemde ne de tamamen hareketsizlikte olan aradalık durumuna yerleştiriyor. Dikkatin askıya alındığı, yeniden yön değiştirdiği bir eşik gibi. Aynı zamanda bu başlık, dinlenmeyi bir tür bakım ve kırılganlık alanı olarak da açıyor; sabır burada, bedenin sınırlarını dinlemeyi, onları zorlamadan var olmayı içeriyor.


Dansın izleyiciye bu kadar yakın olması, odadaki pek çok kişinin fiziksel titreşimi hissetmesine, zihinsel olarak kendisini dansçının bedeni ile özdeşleştirmesine, hareketlerle bir olmasına da imkan tanıyordu. Dionne Warwick’in durmaksızın döngüye giren tanıdık müzik seçimi  'What the World Needs Now is Love'ın manifesto niteliğindeki sözleri ile dansçıların bedenlerinde, balenin eleganlığını ve teknonun gücünü ahenk içinde yansıtıyordu. Dünyanın tam da şu an ihtiyacı olanın bu zıtlıklara rağmen beliren güzellikler ve sevgi olduğunu hatırlatıyordu.


Merak edenler için eserin kısa bir videosunu ve sanatçıyla yapılan bir röportajı aşağıya bırakıyorum. Bir sanatçı olarak, ruhsal olarak kendimi bu kadar yakın hissettiğim performanslarla karşılaşmak beni her zaman heyecanlandırıyor. Yalnız olmadığımızı bilmek iyi hissettiriyor. Bu güzel festivale, organizatörlerine ve bana ilham veren sanatçılara teşekkürler. Umarım size de ilham verir.





Yorumlar


bottom of page