top of page

Bir Karşılaşmanın Sonsuz Tezahürü: Hallo!

  • Yazarın fotoğrafı: Asya Yigit
    Asya Yigit
  • 17 Ara 2025
  • 5 dakikada okunur

“Performansın tek yaşam alanı şimdi’dir. Performans kaydedilemez, saklanamaz, belgelenemez ya da temsillerin dolaşımına katılamaz; bunları yaptığı anda artık performans olmaktan çıkar ve başka bir şeye dönüşür.”


“Unmarked: The Politics of Performance” Peggy Phelan



Konsept ve koreografisi Aydın Teker’e ait, Gizem Aksu’nun performansı ile sahnede beden bulan Hallo!, birlikte yaşadığımız toplumda duyulamamak ve duymamak arasındaki gerilime odaklanan bir performans. Ankara 2. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali’nde izleme fırsatı bulduğum Hallo!, tek başına bir performans olmanın ötesinde, seyirciyi içine çeken, onun konumunu sürekli yeniden kuran bir forma sahip.


Bu değerlendirme yazısında Hallo!’yu; kendi iç dinamikleri, beden ve yarattığı mekân üzerinden kurduğu çarpışmalar; seyircinin konumu ve bu konumun performansla çoğalan olasılıkları üzerinden ele alacağım. Performansın seyirciyi pasif bir tanık olmaktan çıkarıp onu deneyimin asli bir bileşeni hâline getiren yapısını da tartışarak, izleyici konumunun nasıl dönüştüğünü ve bu dönüşümün performansın anlamını nasıl yeniden şekillendirdiğini irdelemeye çalışacağım.



Gizem Aksu, Hallo!, Ankara Kentfest Fotoğraf Ekibi
Gizem Aksu, Hallo!, Ankara Kentfest Fotoğraf Ekibi

Aramızdaki Yakın Mesafe


Duymak ve duyulmak, anlamak ve anlaşılmak, görmek ve görülmek… Karşılıklı, eşit bir düzlem varsayımıyla düşünülen bu yaşamı tahayyül eden beden, hareketle nasıl bir gerilim ve nasıl bir karşılaşma içinde bir araya gelebilir? Bedenin bu ilişkide alabileceği biçimler sayısız varyasyona ayrılabilir; ancak öngörülebilecek iki temel hattan söz edebiliriz.


İlki, duyan ve duyulduğunun farkında olan bir bedenin hareketle kurduğu ilişki iken; ikincisi ise, duymayan ve duyulmayan bir bedenin kurabileceği ilişkidir. Bu iki ayrı konum, bedeni hareket içinde farklı biçimlerde örgütler ve her biri kendi özgül gerilim noktasını üretir. Bu bağlamda duymamak ve duyulmamak üzerine kurulu olan bu performansta, bedenin gerilim noktası “kapalı” forma sahip bir hareket üzerinden, “açıklık” yaratma arayışı ile ortaya çıkar. 


Sahnede yalnızca bir koşu bandı yer alır. Performans, koşu bandında hafif bir ritimle başlar ve başından sonuna kadar bedene eşlik eden, ritmi ve şiddeti giderek değişen tek bir ses duyulur: Hallo! Yüzde beliren hafif bir tebessüm, gözlerde naif bir arayış ve bedendeki belirgin dinginlikle başlayan bu seslenme, kısa süre içinde seyirciye de yöneltilir; performans, izleyiciden aynı karşılığı talep eder: Hallo!


Bu noktada iki temel mesele görünür hâle gelir. İlki, seyircinin yerleşik izleme alışkanlığıdır. İkincisi ise, bu alışkanlığın performansın yapısı içindeki kırılma noktalarıdır. Hallo!, anlamayı salt rasyonel bir süreç olarak ele alan ve tarihsel olarak da güçlü bir karşılığı bulunan bu izleme biçimini, bedensel bir karşılaşma üzerinden dönüştürmeyi dener. Anlam, burada zihinsel bir çözümleme olarak değil; bedenin maruz kalışı, dayanma kapasitesi ve hareket içindeki varlığı aracılığıyla üretilir.


Bu yönüyle performans, bedenin anlam üretme gücünü merkeze alır ve bedeni kendi etkinliği ve kudreti içinde “orada olma hali” ile deneyimlemeye davet eder. Beden, temsil ettiği bir anlamın taşıyıcısı olmaktan çıkar; karşılaşmalar yoluyla kendi gücünü açığa çıkaran, anlamı yakın bir mesafeden ve hareket içinde “birlikte” kuran bir özne hâline gelir.



Çoklu Anlamlar Yaratmak


Her performans, kendi koşulları içinde biricik bir deneyim üretir ve bu nedenle aynısı tekrar edilemez. Bununla birlikte, sahneye belirli bir plan çerçevesinde çıkan performanslar çoğu zaman tanımlı sınırlar içinde ilerler; istisnai durumlar dışında bu sınırlar nadiren ihlal edilir. Hallo! performansında ise bu sınırlar bilinçli biçimde geçirgen kılınır. Önceden belirlenmiş olan yalnızca iki temel unsur vardır: temposu giderek artan bir koşma eylemi ve “Hallo” (Almanca “merhaba”) sözcüğünün, şiddeti artan bir tonla seyirciye yöneltilmesi. Bu iki eylem performansın iskeletini oluştururken, geri kalan süreç büyük ölçüde seyirciden gelen tepkilerle biçimlenir. Seyircinin sözlü ya da bedensel müdahaleleri, performansın süresini, yönünü ve yoğunluğunu belirleyen etkenler hâline gelir. Bu bağlamda Hallo!, durma ve durdurulma ihtimallerine açık bir yapı sunar; sahnedeki beden ile izleyici arasındaki ilişki, sabit bir temsilden ziyade, anlık karşılaşmalar üzerinden sürekli olarak yeniden kurulur.  


Hallo!, seyirci ile performans arasındaki sınırların sabitlenmediği, aksine her an yeniden kurulan bir ilişki alanı üretir. Performansçının bedeni ile izleyici bedenleri arasındaki etkileşim, tek yönlü bir temsil ilişkisi kurmak yerine, karşılıklı etki ve dönüşüme dayalı bir deneyim alanı açar. Sabitlenmiş bir yapıdan ziyade, sürekli yer değiştiren bir gerilim hattı içinde şekillenir. Bunun en önemli sebeplerinden biri de performansın hazır bir anlam ile sahneye çıkmasından ziyade, seyirciyle birlikte “şimdi”de bir anlam yaratmasıdır. Jacques Rancière’in “özgürleşmiş seyirci”de işaret ettiği gibi, anlam üretimi performansa ait tekil bir yetki olmaktan çıkar; seyirci pasif bir alıcı olmaktan ziyade etkin bir özne olarak anlam üretimine katılır ve performans seyirciyle birlikte kurulan çoğul ve hiyerarşisiz bir anlam alanına taşınır. Bu alan performansın ikinci bölümde söylemsel bir düzleme evrilir ve seyircinin duygu ve düşüncelerini ifade etmesi, yalnızca izlenen performansa dair bir değerlendirme değil, aynı zamanda izleyicinin kendi deneyimini ve yaşamıyla kurduğu bağı açığa çıkaran bir paylaşımı mümkün kılar. Böylece Hallo!, bedensel bir eylem olarak başlayan karşılaşmayı, ortak bir düşünme ve anlam üretme sürecine dönüştürür.



Gizem Aksu, Hallo!, Ankara Kentfest Fotoğraf Ekibi
Gizem Aksu, Hallo!, Ankara Kentfest Fotoğraf Ekibi

Temsili Aşmak: Karşılaşmalar


Erika Fischer-Lichte Transformative Power of Performance’ta, performansın temsili aşan gücünü, anlamaktan ziyade deneyimlemeyi vurgulayarak gösterir. Bir performansın anlamı, önceden sabitlenmiş bir içerikten değil, performansçı ile seyircinin aynı mekân ve zamanda bir arada bulunmasından doğar. Buna co-presence (eşzamanlı varlık) der. Fischer-Lichte, performansı oyuncular ve seyirciler arasındaki bir karşılaşma olarak ele alır. Bu bağlamda performans, önceden sabitlenmiş bir anlamı aktarmaktan ziyade, bedensel eşzamanlılık içinde ortaya çıkan bir deneyimdir. 


Hallo!, yapısı itibariyle bir temsil olmayı aşan ve performansı “karşılaşma” deneyimine dönüştüren bir tercih ile sahneye çıkıyor. Bedensel ve duyusal bir yoğunluk olarak görünür hale gelen Hallo!, sahnedeki beden ile izleyici bedenleri arasındaki etkileşim ile tek yönlü bir temsil ilişkisi kurmak yerine, karşılıklı etki ve dönüşüme dayalı bir deneyim alanı açıyor. Performansı başlatan ve belirleyen şey karşılaşmanın kendisi oluyor.



Durmak ve Durdurulmak


Seyircinin tercih ettiği konumlanmayla sürekli olarak dönüşen Hallo!, her temsilinde bir daha tekrarlanamayacak bir deneyim üretir ve bu yönüyle kendi içinde sonsuz olasılıkları barındırır. Hareketin hızının, sesin tonunun ve soluk alışverişin giderek yoğunlaştığı performans sürecinde, seyirci de sabit bir noktada kalmaz; konumu sürekli değişir ve bir oluş hâli içinde yeniden kurulur.


Bu hareketliliği mümkün kılan unsurlardan biri de tanıklıktır. Tanıklık, seyirciyi edilgen bir izleyici olmaktan çıkararak merkeze taşır; onun konumunu sürekli yerinden eder, yeniden kurar ve bu yeniden kuruluş anını dahi istikrara kavuşmasına izin vermeden bozar. Seyirci, tam anlamıyla “yerini bulduğunu” düşündüğü anda, performans tarafından yeniden sarsılır.


Seyirciden gelen geri dönüşlerle biçimlenen performans, izleyicide çifte bir etki yaratır: Bir yandan tepki verme ve müdahil olma arzusunu, diğer yandan bu müdahalenin sonuçlarına dair bir tereddüt ve çekingenliği. Bu bağlamda performans, durma ve durdurulma olasılığına her an açık bir yapı sergiler; akış, seyircinin müdahalesiyle kesintiye uğrayabilir ya da yeniden yön değiştirebilir. Böylece Hallo!, kontrolün tek bir merkezde toplanmadığı, seyirci ile performansçı arasında sürekli müzakere edilen bir eşik alanı olarak var olur.



Sahneden Birkaç Söz

Beni duyuyor musun!


Bu yazıyı kendi deneyimim ve sahneden gelen birkaç geri bildirim ile kapatmak istiyorum. Performansın ikinci kısmında seyircilerin hemen hemen hepsi performansı fazla gerçek ve çok etkileyici buldu. Birkaç izleyici sahneye çıkıp perfromansçıyı durdurmak istediğini belirtirken, bazı seyirciler de bağırmak isteyip bağıramadıklarını dile getirdiler. Çoğu kişi de Hallo seslenmesine sessiz kalmış olmanın eksikliğini yaşadığını belirtti. Ben çok sessiz bir şekilde ve çekingen bir tavırla, biraz da içine doğru olan bir hallo ile cevap verdim performansa ve uzun bir süre bu performansa ikna olmak için bekledim; ikna olmak için fazla çabalarken bu karşılaşmanın kıyısında kalmış olabilirim. Ya kıyıda kalmaktan ya da performansın politik gücünden dolayı, Hallo! benim için sahnenin dışına taşan bir perfromansa dönüştü. Diğer gün uyandığım boş odaya, hiç çabasız ve plansız bir Hallo! yayıldı. Hallo!’dan aldığım güç ile Ankara’da bana çarpan ve beni iten bütün sesleri Ankara’ya bıraktım; bir şekilde ödeştik.



Gizem Aksu ve Aydın Teker, Hallo!, Ankara Kentfest Fotoğraf Ekibi
Gizem Aksu ve Aydın Teker, Hallo!, Ankara Kentfest Fotoğraf Ekibi








Yorumlar


bottom of page