Denge Beklemeden Yaşamak: heartquake
- Maya Çelem

- 27 dakika önce
- 11 dakikada okunur
Sarsıntı, yalnızca bir felaket ânına değil, bir yaşam biçimine dönüştüğünde beden bu sürekliliği nasıl taşır? heartquake, Türkiye’nin politik ve coğrafi kırılganlıklarından yola çıkarak, istikrarsızlık ile süreklilik arasındaki gerilimi bedensel bir deneyime dönüştürüyor. Sallantının yalnızca bir hareket değil, bir hafıza, alışkanlık ve birlikte var olma biçimi olarak yeniden üretildiği bu iş, kişisel deneyim ile kolektif gerçeklik arasında gidip gelen bir koreografik dil kuruyor.
Bu röportajda, koreograf Ekin Tunçeli ve performansçılar Gizem Seçkin, Diren Ezgi Yıldızkan ve Barış Diker; göç deneyimiyle kesişen duygusal katmanlar ve sarsıntı içinde kurulan dayanışma biçimleri ekseninde şekillenen üretim sürecini açıyor. heartquake, burada bir temsilden çok, içinde yaşanan bir durum olarak beliriyor—sarsıntının ortasında yaşamanın bedende bıraktığı izleri ve birlikte var olmanın kırılgan ama ısrarcı ihtimallerini görünür kılıyor.

Maya Çelem: Sevgili Ekin, ilk sorumu heartquake’in koreografı olan sana yönlendirmek isterim. heartquake kavramsal olarak Türkiye’nin politik ve coğrafi olarak sallantılı ikliminden ilham alan bir eser. Türkiye’nin politik ve coğrafi gerçekliklerinin bu işi üretim sürecinde duygusal olarak nasıl bir rol oynadığını merak ediyorum.
Ekin Tunçeli: Selam Maya :) Öncelikle bu röportaj için çok teşekkür ederim. heartquake’i Stockholm’s University of the Arts’ta koreografi yüksek lisansı sürecimde, bitirme tezim-projem olarak ürettim. Stokholm’e taşınmam ile göçmenlik deneyimim de başladı. Bu göçmenlik ve eğitim deneyimi de biraz iç içe geçti. Pandemi öncesine kadar inatla İstanbul’da yaşamak isteyen, orayı “base” olarak korumak ve orada üretmek isteyen bir sanatçıyken bu süreçte özellikle dans sanatı ile üretim yapan bir sanatçı olarak yaşadığım (aslında hepimizin yaşadığı) tüm belirsizlik, umutsuzluk süreci beni başka yollar aramaya itti. Bana açılan yol yüksek lisans eğitimi aracılığıyla yurt dışına taşınma süreci ile oldu. Ve tüm bu yolu seçmemin altında yatan sebep politik gerçeklikler olduğu için de haliyle işin tüm duygusal sürecini şekillendirdi.
Maya: Kavramsal metinde geçen “Toprak, üzerinde yaşayanların düşünme biçimini şekillendirir” fikrini harekete dönüştürmek senin için nasıl bir koreografik meseleye dönüştü? Sanatsal üretim sürecinde kişisel/kolektif deneyimlerden ve bunlara ek olarak farklı kaynaklardan beslendin mi?
Ekin: Bir önceki soru ile bu soru benim için biraz iç içe geçmiş halde. İskandinavya coğrafyası ve oradaki sistemin içinde bedenimi, varoluşumu anlamlandırmaya çalıştığım bir ilk sene geçirdim. İstanbul’daki yaşam pratiğimle Stokholm’e varınca ve bu bilgi ile etrafımı gözlemlemeye başlayınca hayat akışının, düzenin, yaşama şeklinin, sosyal ilişkilenmelerin ne kadar başka olduğunu fark etmeye başladım. Stokholm’de yaşam, her şeyin çok durağan olduğu ve neredeyse stabilitenin sözlük karşılığı olabilecek bir hayat tarzı, bizim İstanbul’da aşina olduğumuzun tam tersi diyebilirim. Arkadaşlarıma şu örneği çok sık veriyordum; Stokholm’de sokağa bir şey bıraksanız o orda 20 sene kalır, ama İstanbul’da 3 saniye sonra onu bulmanız mümkün değildir. Tüm bu gözlemlemeler ve anlamlandırmaya çalışma hali içindeyken Güneydoğu Anadolu’da 6 Şubat depremi gerçekleşti ve deprem/zemin hareketliliği gerçeği benim için tüm bu farklılıkları anlamlandırabildiğim bir çıkış noktasına ve kıvılcıma dönüştü. Dünya’nın sismik hareketlilik haritasını incelediğimde günümüzde politik olarak stabiliteyi yakalamış yerlerin aslında zeminlerinin de sallanmadığı; bir türlü stabilizasyon tutturamayan bizim buraların ve komşu coğrafyaların altından vızır vızır fayların geçtiği ve bol bol sallandığı gerçekliğiyle karşılaşınca tüm kavramsal dünyamı bunun üzerine kurmak çok mantıklı geldi.
Hayatım boyunca bir Türkiyeli ve belki Egeli olarak deprem gerçekliği ile büyüdüm. Egeliliğin altını çizmemin nedeni aslında Ege bölgesinin hatta doğduğum ve büyüdüğüm yer Denizli’nin sismik olarak çok hareketli bir yer olması. Örnek verecek olursam 2000 yazında 3 ayda 120 deprem olmuştu. Arkadaşlarımızla deprem şiddeti tahmin etme oyunu oynuyorduk ve doğru büyüklüğü tutturma konusunda uzman olmuştum, hala da yaklaşık büyüklüğü hiç de fena olmayacak şekilde tutturabiliyorum :) Pamukkale’yi var etmiş olan şey zemin hareketliliğiydi. Çocukluğumda gezdiğimiz tüm antik kentlerin ve yerleşim yerlerinin zamanında gerçekleşmiş bir deprem sonrasında yıkıldığı ve yok olduğu bilgisiyle büyüdüm. Daha sonra İstanbul’a taşındım ve “büyük deprem tehlikesi” hayatımın her yerine nüfus etti. Çok çok şanslıyım ki yıkıcı bir deprem yaşamadım, ama deprem konusu hayatımın çok olağan bir parçası haline gelmişti. Bir yandan bunları yüksek lisanstaki sınıf arkadaşlarımla paylaştığımda, bir çoğunun deprem kavramı hakkında hiç bir fikrinin olmadığını gördüm - sınıfım Avrupa Birliği ülkelerinden gelen kişilerden oluşuyordu. Çok rasyonel bir seçimle “şunu aldım, bundan etkilendim” diyemem ama tüm bu bahsettiğim aks etrafında, hayatımdaki tüm kolektif ve kişisel deneyimlerimi taşıdım desem abartmış olmam galiba.
Maya: “Her şey sürekli dağılırken geriye birbirimizin desteği ve insanın bitmeyen çabası dışında ne kalır?” sorusundan yola çıkarak; koreografi boyunca dansçıların arasındaki etkileşim nasıl değişiyor? Başlangıçtan sona doğru birbirine destek olma, dayanma ya da uzaklaşma halleri nasıl dönüşüyor?
Ekin: Performans boyunca bedenlerin birbirleriyle ilişkileri, bedenlerin kendilerine odaklı oldukları hal ile birlikteliklerinin farkına vardıkları, birlikte bir şeyler yaptıkları, ve sonra tekrar kendi içlerine düştükleri bir hal arasında sürekli salınıyor. Bu çok kere tekrarlanan, belki işin omurgası diyebileceğim en “sabit” yapısı. Dansçılar arasındaki etkileşim kimi zaman el ele tutuşmak kadar somut bir şekilde gerçekleşirken kimi zaman diğerinin varlığını kendi hayal dünyasına dahil etmek kadar soyut bir yerden ele alınabiliyor. Anlamlı bir şeye evrilebilecekken ya da bir şey inşa edilebilecekken durum ve ilişkilenmeler başka bir şeye dönüşüyor. Bir yandan da mekan ve seyirci yerleşimi üzerinden ele alarak cevaplarsam da; performans, seyircilerin varlığı ile oluşan dairesel alanda, boş bir sahne ile başlıyor, bir sürü şey yaşanıyor ve bir sürü enerji harcanıyor ve günün sonunda gösteri aslında yine bomboş bir sahneyle bitiyor. Taş üstüne taş koyamıyoruz galiba ama birbirimize alan tutarak, birbirimize destek olarak bir şeyleri oldurabiliyoruz.

Maya: Performans boyunca şiddeti değişen devamlı bir sallantı hareketi sürüyor. Tekrarlayan sarsıntı hissi zamanla bedeninizde bir tür hafıza oluşturdu mu? heartquake’te bedeninizi ve zihninizi en çok zorlayan, belki de iyi gelen, anlar hangileri oldu?
Gizem Seçkin: heartquake çalışmaya başlamak her zaman çok zor geliyor. Mental olarak o sarsıntıya gireceğini bilme hissi ne kadar prova yaparsak yapalım kolaylaşmıyor. Bu bence çok güçlü bir his, aynı zamanda çok cesurca. Zihinsel olarak o sarsıntıyı kabul etme sürecim uzun sürdü. Hareket araştırmalarımızı gündelik hislerden ve durumlardan yola çıkarak yaptık dolayısıyla zihnimde evet biz böyle yaşıyoruz ve tüm bunlar gerçek diyebilmek o kadar kolay olmadı. Fiziksel olarak bedeni herhangi başka dans işinden farklı konumlandırmak ve hazırlamak gerekiyor. Hareketin devinimi ve dönüşümü bedenimi başta alışık olmadığım şekillerde zorladı. Özellikle ilk prova dönemlerinde bedenimde kalan bir salıntı oldu. Günlük hayatımda kendimi rahatlatmak için sürekli bir salınım haline girdiğimi farkettim. Bu hala özellikle prova dönemlerinde tekrar geliyor. Bu işte beni en çok zorlayan kısmın durmadan sallanmak olması ama aynı zamanda beni rahatlatanın da salınım olması bence tesadüf değil, kesinlikle bize ve bu coğrafyaya ait bir durum.
Diren Ezgi Yıldızkan: Yaptığım her performansın ve getirdiği alanın bedenimde hafızası sürüyor. Dansçılığımda beni ben yapan özelliklere dönüşüyor. Kullanmak ve kullanmamak bana kalıyor. Özellikle heartquake zaten var olanı açığa çıkardı. Yaşamı daha farklı algılamama neden oldu. İlk dönemlerde özellikle durduğum yerde sallanıyordum. Biraz sinir sistemimi tetikliyordu. Ama zamanla onu yönlendirmeyi öğrendim. Yaşadığım zaman dilimi dolayısıyla onun içinde var olmakta zorlandığım anlar oldu. Tekrar ve tekrar bana hatırlattığı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım. Kesinlikle her şeyin sonucunda yine de oradan çıkmakla ilgili güçlü hissettiren bi yanı var. Biraz yaşamın ta kendisini bana yaşattığı için çok gerçekçi hissettiriyor.
Ekin: Sallantılı hareket materyalini kompoze etmiş biri olarak konuşursam, heartquake’in hareket malzemesinin yapısında, önceki bölümün bir sonraki bölümün dinamiğini çok fazla etkilediği bir fizikalite mevcut. Bölümlerde fiziksel enerji ciddi bir biçimde dönüşüyor ve o noktadan sonra gelecek malzemeyi o enerji seviyesinin içinden çıkararak önermezsen de o koreografik fikir işlemiyor, geçişler organikliğini kaybediyor. Tabi bazı şeyleri de anlamak ve oturtmak için tekrar etmek ve görmem de lazım. Ama fazla tekrar yorgunluğu getiriyor ve bu sefer prova motivasyonu kayboluyor. Benim adıma, hem eserin ihtiyaçlarını hem dansçıların ihtiyaçlarını dengelemeye çalışmak galiba zihnimi en zorlayan şeylerden biri oldu. Bunu yapabilmek için çok fazla masa başı mesai harcadım çok fazla planlama yapmam gerekti, bu da bu hareket kalitesini seçmenin bir sonucu oldu.

Maya: Koreografide sallantıdan sonra ilk olarak dikkatimi yakalayan an Gizem ve Diren’in birbirinin elini ilk tuttuklarında sallantının kısa bir süreliğine de olsa dinmesi oldu. Bu noktadan sonra da bedenlerin sıklıkla birbiri ile temasını, düşmelerini, toparlanmalarını görüyoruz. Birbirinizin bedenine güvenmek bu işte nasıl bir rol oynuyor?
Diren: Güven duygusu çok güçlü ve zamanla oluşan bir şey, nadiren hemen olur. Bu yola çıkarken zaten ilk oluşan şeydi. Bir de yıllardır çalıştığım insanlarla beraber olmanın da etkisi tabii. O yüzden beraber yarattığımız alan da çok şey ifade ediyor. Zamanı daha iyi yönetebilmeyi, tuttuğun ve bıraktığın alanların sonsuz konforlu olmasını sağlıyor. En önemlisi dansçı olarak şaşırmanın, keyif almanın, devam edebilme gücü bulabilmenin ve anda kalmanın çok büyük bir lüksünü ortaya çıkartıyor. ‘Evet beraber şimdi nereye gidiyoruz’ sorusunu getiriyor bana. O anları çok seviyorum ve çok şanslı hissediyorum.
Ekin: Hepimiz benzer krizlerin, kaosların içindeyken, desteğe çokça ihtiyacımız varken ve karşımızdaki kişi de aynı durumdayken, birbirimize nasıl destek olabiliriz; birbirimizden nasıl destek görebiliriz? Bir yandan diğer bedenden başka “dayanabileceğin” bir şey yok, ve durmak da zaten söz konusu değil… Bu anıyı tekrar gündeme getirmek istemem ama, deprem olduğunda enkazın altından insanları yine diğer insanlar çıkardı, ne bir kurumsal destek ne yapılanmış bir mekanizma mevcuttu. İlerleyen günlerde benzer dinamikleri hep başka olaylarda da gözlemledik. Çok alakasız bir yere bağlayacağım; bizde eş dost hep birbirine destek olur ya, işte ev taşıyacak olursun arkadaşın gelir, hasta olursun eşin dostun destek olur. İsveç'te ise aslında o kadar sağlam ve sert yapılanmış bir sistem var ki, herkes her şeyini başka birine yük olmadan ya da bağımlı olmak zorunda kalmadan halledebiliyor, ekonomik yapı ve sosyal devlet destekleri bunu mümkün kılıyor - ve hatta bunun insan ilişkilerini öldürdüğü üzerine konuşuluyor… Bizimkisi sallanmaların ve yapısızlığın getirdiği birbirine muhtaç olma hali, belki buna kederlerin paylaştıkça azalması kültürü de diyebiliriz…
heartquake’e ve koreografik seçimelere dönecek olursam, ilişkilenmeler adına olan tüm öneriler aslında yukarıda bahsettiğim fikrin etrafında örüldü. Dansçılar formların ve fikirlerin içini kendi ihtiyaçlarına göre doldurdular. Mesela ben sadece Gizem ve Diren’e el ele tutuşmalarını önermiştim, o anı onlar performansın ve kendilerinin ihtiyaçları doğrultusunda doldurdular, doldurmaya devam ediyorlar.
Gizem: Bence bu işi güvenmediğin ya da tanımadığın dansçılarla yapmak çok zor olurdu. Birbirimize güven bu performansın temellerinden birini oluşturuyor. İçeride hem bireysel olarak hem birbirimiz tarafından zor durumlara sokuluyoruz ve bir tercih olarak bu okunmasa bile her zaman bir kollama halindeyiz. Özellikle göz göze gelmek bana içeride çok güç veriyor çünkü artık birbirimizi çok iyi anlıyor ve okuyoruz. Bazen ‘şu an sana yardım edemem ama biliyorum çok zor durumdasın’ diye bakıyoruz birbirimize ve bu güven, anlaşılma hissi performansı daha farklı bir seviyeye taşıyor diye düşünüyorum. O yüzden de birbirimizle ilk teması çok denedik ve düşündük ve bir araya gelmemizin sallantıyı dindirmesi organik olarak gelişti.

Maya: heartquake için kurguladığınız oturma düzeni, dansçıları içerisine alan bir çember şeklinde. Performans Barış, Diren ve Gizem’in bu çemberde oturmasıyla başlayıp, geri oturmasıyla son buluyor. Bu noktada seyirciyi daha çok bir “tanık” mı yoksa “ortak” olarak mı konumlandırıyorsunuz?
Barış Diker: heartquake’in yarattığı durumlar çerçevesi bazı coğrafyaların insanları için o kadar tanıdık ki; performansta ayağa başka üç insan kalksa belki başka şekilde, belki ortaklıklarla aynı şeyi anlatması olasılığını öngörüyorum. Koltuklarda başlayıp bitirmemiz, seyirci ve performansçı arasındaki konumu daha homojenleştirip anlatılan meselenin sadece performansçıya özgü olmadığını hissettiriyor bana. Ben heartquake’de performansçı olarak yer almadan önce seyirci olarak deneyimleme fırsatını yakalamıştım. Performansçıların bizimle oturması ve işin yarattığı kuvvetli kinestetik alan benim de oturduğum yerden performansçılar gibi sallanmama neden olmuştu ve seyirci olarak kendimi ortak olarak hissettirmişti.
Diren: Benim için her ikisi de. Zaman zaman değişiyor.
Ekin: Bu işin prömiyerini Stokholm’de yaptığımız için ve üretim süreci çoğunlukla ben ordayken gerçekleştiği için oturma düzenini daha çok “tanık” olma perspektifinden kurguladım. Evet çıkış noktam Türkiye idi ama sadece lokal bir temada kalsın istemedim. Aslında her sallantılı hal ve zeminin getirdiği kırılganlık halini de işin kavramsal dünyasında kapsamak istedim. Toplumda, aynı yerde var olabilmek için bazı insanların çok daha fazla çaba göstermek zorunda kaldığı, görünmez tonlarca dinamikle savaşmak zorunda kaldığı bir gerçek, buna ayrıcalıklar farkı da demek mümkün. Bir yandan yanında oturan kişinin içinde ne fırtınalar koptuğuna şahit olduğun bir an heartquake. Ama bence bu durum Türkiye’de gösteri yaptığımızda değişiyor, tanıklık hali daha çok ortaklığa dönüşüyor. Hatta bir İstanbul gösterisi sonrası bir arkadaşım, “alkış esnasında kendimizi alkışladık aslında” demişti, ki unutamadığım bir yorum.
Maya: heartquake 4 Mayıs 2024 tarihindeki prömiyerinden itibaren dört kere Türkiye’de, altı kere yurt dışında sahnelendi. Gelecek gösterilerin dördü de yurt dışında sahnelenecek. Türkiye gerçekliği ile derinden ilişkili bu performansı ele aldığımızda, Türkiyeli bir seyirci ile başka bir coğrafyadan bir seyircinin bu performansı algılayışı sizce nasıl farklılaşıyor? Aklınızda kalan, sizi şaşırtan yorumlar ile karşılaştınız mı?
Diren: Türkiye’de daha ortak hissediyorum ve daha gergin oluyorum yaparken garip bir şekilde. Fiziksel durumdansa onun getirdiği hisse odaklanıldığını düşünüyorum. Başka coğrafyalarda daha tanık konumu oluşuyor ve ‘bunu yaşıyoruz’u göstermek daha baskın oluyor benim için. Fiziksellik daha göze çarpıyor ve ne hissettiklerini açıklamakta zorlanıldığına şahit oluyorum. Ama ilginç olan, sonrasında yanımıza gelmekten hiç çekinilmiyor. Genelde kutlamak üzerine bir sıcaklıkta oluyor. Türkiye'de sonrasında olanı kutlamakla ilgili bir geri durma gözlemliyorum. Beni şaşırtan kısmı bu oluyor.
Barış: Türkiye’de dans seyircisi çok yok. Bu her iş için aynı durumda. Seyirci demografisi dansçılar, aile bireylerimiz, arkadaşlarımız ve arkadaşlarımızın arkadaşlarının dışına çıkmakta oldukça zorlanıyor. Yurt dışında dans izleme pratiği olan insanların seyircide yer alması, algılayışı ve sonrasındaki yorumları oldukça etkiliyor. Benim deneyimimde Türkiye’deki seyirci çoğunlukla rezone eden hisler üzerine yorum yapıyor. Yurt dışında ise eserin geçirdiği süreç, performansın sürdürülmesi, kültür gibi konular üzerinden yorumlar yapılıyor. Ben bunların ikisini de iyi veya kötü diye konumlandırmıyorum. Benim için yurt dışında bize benzer sosyal yapılardan gelen izleyicilerin duygularını ve yorumlarını dinlemek keyifli oluyor.
Ekin: Her ülkede seyircinin tepkisi değişmekle birlikte genel olarak Akdeniz coğrafyasından olan seyircilerin gösteri ile çok daha fazla bağlantı kurduğunu gözlemliyorum. Diğer yandan da İrlanda’da seyirci inanılmaz açık bir şekilde izledi ve çok güzel yorumlar yaptı gösteri sonrası, yani Akdeniz genellememin dışına çıkıyor aslında :) Gösterilerde bol bol sallanan seyirciler oluyor. Bir de bence festival kapsamında icra etmek de daha farklı bir enerji yaratıyor. Biz daha duygusal bir izleyiciyiz ve Türkiye’deki seyirciyle o zeminde buluşmak çok daha kolay oluyor.

Maya: Her an bir sarsıntı ihtimalinin endişesiyle, hatta çoğunlukla sarsıldığımız esnada, kendimiz ve sevdiklerimiz için bir gelecek hayal etmeye çalışıyoruz. Size göre heartquake’in geleceğe bakış açısı umutlu veya karamsar mı, yoksa bu ikisinin ötesinde bir yerde mi duruyor? Bir sanatçı olarak sizin için sürekli değişen bir zeminde bir süreklilik hissi kurmak mümkün mü?
Ekin: Sanatçı olarak böyle bir zeminde süreklilik hissi kurmak mümkün mü hala emin değilim, ama kurmaya çalışmak çok fazla çaba, enerji ve ödün gerektiriyor. İnatçı olmak gerekiyor. Bu inatçılık aslında bazı noktalarda zihinsel esnekliğini kaybetmene de sebep oluyor, sonsuz değişkenli sistemin içinde sürekliliği sadece kendin ve inadın üzerinden kurabiliyorsun galiba. İttirmeyi bıraktığım an dağılabilirmiş gibi hissettiriyor bana, en azından şimdilik. Bir yandan da sürekliliği hangi dinamikle kıyaslayarak tanımlıyoruz? Ben tabi ki de bağımsız bir sanatçı olarak bir opera, bale ya da şehir tiyatrosu sürekliliği sağlayamam, ama o mekanizma ile ya da başka yerlerin dinamikleriyle kıyasalanmayı bir kenara bırakmak mümkün olursa, buraya has bir süreklilik hali mümkün olabilir bence. Tam olarak böyle bir yerden baktığı için aslında heartquake’in geleceğe bakış açısı karamsar değil. Buraların başka bir yapma etme biçimi önermesi sunduğunun ve bununla da bir dünya kurulabileceğinin bir önermesi olduğu için umutlu bir yerde konumlanıyor.
Gizem: heartquake hep şimdiye dair bir iş gibi geliyor yani geleceğe bakan ya da düşündüren bir durum yarattığını düşünmüyorum. Aslında benim için tam da bundan bahsediyor, geleceğe dair herhangi bir durum yaratamamak bence heartquake. Çünkü bence sonunda buna devam edeceğimizi kabul ediyoruz ama daha iyi olacağı için değil de bunu böyle yaşamayı kabul ettiğimiz için ilerliyoruz gibi hissediyorum. Bu topraklarda herhangi bir sarsıntı ihtimalini azaltmıyoruz ama güçlü bir süreklilik kuruyoruz.
Barış: Ben heartquake’in bakış açısını umutlu veya karamsar yerine gerçekçi olarak tanımlardım. Zaten bu kadar değişken bir yapının parçasıyken sadece karamsar kalmak bize zarar verir, sadece umutlu olmak da imkansız. heartquake içinde de hayatımda da sıkça çabaladığım, sıkça boşa gittiği, zaman zaman güzel şeylerin olduğu ve bu güzel şeylerin tekrar çabalamama neden olduğu bir döngüdeyim. Hangi kısmına odaklanırsam orası daha çok hissediliyor. Her ne kadar güzel kısmına odaklanmaya çaba göstersem de böyle bir döngü içerisinde bağımsız bir sanatçı olmak sürdürülebilinir hissettiriyor mu? Pek değil.
Diren: Her şeye rağmen devam edilmekle ilgili benim için. Çok gerçek ve olduğu gibi. O gerçeklik ne getiriyorsa. Biraz hepsi biraz değil. Bu şekilde olmasını da seviyorum. Süreklilik hissi kurmak bir hayal benim için. Olanı yaşamakla ve onu dönüştürmekle ilgileniyorum. Bu kadar değişken bir şehirde sürekli bir şeyleri beklemek çok hayal kırıcı olabiliyor. Sürekli değişken olduğunu bilmek ve onunla bir arada yaşamayı sürdürmenin kıyısındayım diyebiliriz. Sonuca odaklanmadan yaşamayı deniyorum kısacası.
__________________________
Konsept & Koreografi: Ekin Tunçeli
Dansçılar: Barış Diker, Diren Ezgi Yıldızkan, Gizem Seçkin
Ses: Çeşitli sanatçıların izniyle; Ah! Kosmos, Ekin Tunçeli, Cucina Povera & Haron, Dinamarca
Danışman: Jennifer Lacey, Stina Nyberg, Daniel Akerstrom-Steen
Ses Danışmanı: Barış Bingöl
Kostüm: Mert Yemenicioğlu
Işık Tasarımı: M. Ali Dönmez
Stüdyo desteği : Stockholms Konstnärliga Högskola, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, MSGSÜ Modern Dans ASD., Zeynep & Irmak Kuyumcu, KHAS Film ve Drama, Exanimo house, Güneş Ülkesi Sanat, Akbank Sanat, ÇATI Dans
Teşekkürler; SKH MAKOR people & Jennifer Lacey, Zorlu PSM, Halil İbrahim Aygün, Büşra Tuna, Ufuk Fakıoğlu, Melih Kıraç, Beste Demir, Martin Siewke




Yorumlar