top of page

Şubat’ta Ruhr’da Dans

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Kerem Özel
    Mehmet Kerem Özel
  • 3 gün önce
  • 7 dakikada okunur

Almanya’da belediye, eyalet veya devletten ödenekli gösteri sanatları kurumlarının bünyesinde tiyatro veya opera topluluklarının yanı sıra genellikle dans toplulukları da bulunuyor. Dans topluluğu olmayan ödenekli kurumlar ise, sezona yayılan dans programları düzenleyerek Almanya içinden ve dışından dans topluluklarını sahnelerine konuk ediyorlar. 


Şubat başında Almanya’nın gösteri sanatları, özellikle de dans açısından en canlı eyaletlerinden Kuzey Ren-Vestfalya’nın içinde bulunduğu Ren-Ruhr bölgesinde, coğrafi olarak en güneydeki, eski başkent Bonn’da ve ortasındaki Gelsenkirchen’de birer gösteri seyrettim.


Kendi bünyesinde dans topluluğu olmayan Theater Bonn’un, 2023-2024’ten beridir eski NDT (Nederlands Dans Theater) dansçısı ve sanatçı ajansı sahibi Patrick Marin Elbers’in küratörlüğünde sürdürdüğü ve 2025-2026 sezonu boyunca Fransa’dan İtalya’ya, Ukrayna’dan Bulgaristan’a uluslararası toplulukları ağırladığı dans programı kapsamında Kanada’dan gelen Ballet BC Vancouver üç yapıttan oluşan bir programla, iki akşamı da biletleri tükenmiş gösterimlerde seyirci karşısına çıktı. 


Gelsenkirchen’deki görkemli modern mimarlık örneği tiyatro binası Musiktheater im Revier’i kullanan ödenekli gösteri sanatları kurumunun dans departmanı MiR Dance Company’nin, 6 Aralık 2025 tarihindeki prömiyerinden beridir kurumun opera departmanıyla ortaklaşa sahnelediği Christoph Willibald Gluck’un ünlü “Orpheus und Eurydike” operası ise 2025-2026 sezonu boyunca programda yer alıyor.


Ballet BC’den üç yapıtlık program


1986’da kurulmuş ve Vancouver’da yerleşik olan, Kanada’nın prestijli dans topluluklarından Ballet BC’nin Almanya’nın üç şehrinin yanısıra Lüksemburg ve Paris’i kapsayan 2026’daki ilk Avrupa turnesinde sahnelediği üç yapıtlık program; Crystal Pite’tan “Frontier”, Medhi Walerski’den “Sway” ve Shahar Binyamini’den “Bolero X”ten oluşuyordu.


Gösterim, son yıllarda adından çok söz ettiren ve dünyanın neredeyse bütün önemli dans topluluklarına yapıt üretmek üzere davet edilen koreografların önde geleni Crystal Pite’ın yapıtı ile başladı. Aynı zamanda topluluğun eski dansçılarından biri olan Pite, 2008’de NDT için tasarladığı “Frontier”i 2024’te Ballet BC için özel olarak tekrar düzenlemiş. 


Pite “Frontier”de insanın bilinmeyen ile olan ilişkisini, “bilinmeyen”i gölge/ler olarak tanımlayarak ele almış. Aydınlık, ferah, mizah dolu ve sadece harekete odaklı yapıtları da olan Pite’ın dünyasında karanlık bir damar da var ve o damarın baskın olduğu yapıtları daha derin ve etkileyici. “Frontier” de onlardan biri. Ara olduğunda etkisinden uzun süre çıkamadım, hatta akşam bittiğinde, sadece onu seyretseymişim diye bile düşündüm. 



Ballet BC, Frontier, Fotoğraf: Cameron Sparling
Ballet BC, Frontier, Fotoğraf: Cameron Sparling

Işık tasarımcısı Tom Visser, alacakaranlık seviyesinde aydınlattığı sahnenin iki yanındaki şeffaf perdelerin ardında hareket ettirdiği ışık spotlarıyla gölgeler yaratarak da yapıtın tekinsizlik hissini güçlendiriyor, ancak esas Pite, gölgeleri dansçılara canlandırtıyor; başlarındaki kapüşondan ayaklarına kadar siyah giydirdiği dansçılar yarı-karanlık sahnede şekilsiz varlıklar gibiler (sahne tasarımı Jay Gower Taylor’a, kostüm tasarımı Nancy Bryant’a ait). Nasıl ki gölge bir yandan gözle görebildiğimiz fiziksel bir gerçeklik iken, diğer yandan da psişik dünyamızın karanlık tarafını temsil eder, gölgeleri canlandıran dansçılar da yapıt boyunca beyaz kıyafetli üç dansçıyı bazen manipüle ediyorlar bazen de kümelenip karanlık bir lekeye dönüşerek onlara arka plan oluyorlar. Topluluğun kümelenmesi, ayrışması, yankılanması, yansıması ve çoğalması, bir dansçının diğer dansçı tarafından manipüle edilmesi, Pite’ın yapıtlarında koreografik olarak kompozisyon ve yapı kurma açısından başvurduğu ve ustası olduğu yöntemler. Pite “Frontier”de de bu ustalığının en etkileyici örneklerinden birini veriyor. Ballet BC’nin dansçıları da Pite’ın akan, dalgalanan, bedenlerin uzadığı koreografisini icra etme konusunda çok başarılılar; bedenleriyle zarif ve kıvraklar.


Visser’in ışık tasarımının yanısıra, Eric Whitacre’ın korolu bestesi ile başlayıp Owen Belton imzalı fısıltı ve yankılardan oluşan ses peyzajı ile devam eden müzik de, yapıtın ürkütücü olduğu kadar etkileyici atmosferini besleyen öğelerden bir diğeriydi. 


Topluluğun şimdiki genel sanat yönetmeni, eski NDT dansçısı ve koreograf Medhi Walerski’nin “Sway” adlı yapıtı Adrien Cronet’nin davul ve vurmalı çalgıların baskın olduğu elektro müziğinin hakim olduğu gizemli ve huzursuz bir uzamda, koreografik olarak karşılıklı denge ve gerilme ile var olmaya çalışan yedi figürü karşımıza getirdi. 


“Sway” bariz bir anlatı içermesinden çok bir duyguya, bir varoluş durumuna odaklanan bir yapıttı. Bu duygu, bu varoluş durumu da insanın etrafındaki diğer insanlarla kurduğu ilişkiden beslenerek yeşerttiği umut idi. Walerski’nin gösterişten çok nüanslara odaklanan, abartısız ve dokunaklı hareket diliyle tasarladığı ve solo ve duolarla kurguladığı koreografisi dansçılar için özel olarak dikilmiş kıyafetler gibiydi, sanki onlar dışında başkaları tarafından icra edilse bu kadar etkili ve bu kadar doğal olmayacakmış gibi.


Ballet BC, SWAY, Fotoğraf: Michael Slobodian
Ballet BC, SWAY, Fotoğraf: Michael Slobodian

Programın son yapıtı, Ohad Naharin’in tedrisatından geçme eski Batsheva dansçısı ve koreograf Shahar Binyamini’nin Ballet BC için 2023’te tasarladığı, ancak şimdiden Arjantin’den Antwerp’e birçok başka dans topluluğunun repertuvarına girmiş olan “Bolero X” idi. Seyirci nezdinde bu kısa sürede edindiği aşırı ilgi ve ünü sadece Maurice Ravel’in 1928 tarihli popüler bestesi dolayısıyla değil, koreografik açıdan da fazlasıyla hak eder nitelikteki “Bolero X”, onu sahneleyen diğer topluluklar gibi, Ballet BC’nin de 24 kişilik kadrosunun tamamını kullanmasıyla görkemliydi de. Bu görkem, Ballet BC’nin Kanada ve ABD’de, gittiği şehirlerdeki dans okulu öğrencilerini de katarak performansçı kadrosunu 50 kişiye çıkardığı gösterimlerde, haliyle daha da artıyor.


Binyamini kendine has bir “Bolero” hazırlamış, ama “Bolero” denince ilk akla gelen ve bir başyapıt olan Maurice Bejart’ın “Bolero”suna da selam durmaktan geri kalmamış. Şöyle ki, Bejart’ınki gibi, Binyamini’nin “Bolero”su da yoğun bir erotik duyguyla sarmalanmış. Aslında Bejart’ın erotizimi ile Binyamini’nki arasında ciddi bir fark da yok değil; ilkininki insani, ikincisininki hayvani nitelikte. Bejart’ınkinde özellikle kollar ve torsodaki kasılmalar ön plandayken, Binyamini bedenin tamamına odaklanmış, bu da aslında Binyamini’nin geçmişinden, yani Gaga tekniğinden besleniyor olmasından kaynaklanıyor. 

Yapısal olarak ise, aynı Bejart’ınkinde olduğu gibi, Binyamini’ninkinde de yapıtın başlangıcında merkezdeki dansçının (seyrettiğim akşamda benzersiz Emanuel Dostine) etrafını üç bir yandan saran diğer dansçılar, giderek kademe kademe, adeta bir ritüel gibi olan dansa dahil oluyorlar. Ancak “Bolero X” ilerledikçe, Bejart’ınkinde tek kalan solistin aksine, odaktaki sololar çoğaldı, onlara duolar eklendi. Sona doğru ise bütün topluluk, önce kendi içinde bir girdap, sonrasında ise önden arkaya doğru üçgen olarak genişleyen bir şekilde, baştan itibaren hareket eden dansçının, yani Dostine’in liderliğinde tek bir bütüne dönüştü. Müzikteki o ünlü kreşendoya ulaşan son viraja girildiğinde, topluluk yüzleri seyircilere dönük ve kilitlenmişçesine bakarak, bireysellikleri birliğin içinde erittiler; ayaklarla, kollarla ve bedenin tamamıyla kıvrılan tek bir büyük dalga, tek büyük bir organizma oldular. 


Ballet BC’nin dansçıları bu yaklaşık 15 dakika süren yapıtı konsantre şekilde güç, hassasiyet ve dramatik etkiyi birleştirerek ve bu sayede adeta seyircileri hipnotize ederek icra ettiler. 


Ballet BC, Bolero X, Fotoğraf: Michael Slobodian
Ballet BC, Bolero X, Fotoğraf: Michael Slobodian

MiR Dance Company’den “Orpheus und Eurydike” 


C. W. Gluck’un, özgün adı “Orfeo ed Euridice” olan operası, günümüze kadar birçok koreografın ilgisini çekmiş bir yapıt. Yazıldığı dönemdeki alışkanlıklardan dolayı dans bölümlerinin ağırlıkta olması, koreografları bu operayı sahneleme konusunda her zaman cesaretlendirmiş. Ölüm, matem ve aşk üzerine başyapıtlardan biri sayılabilecek bu operadan yapılan en tanınmış ve etkileyici uyarlamalardan biri Pina Bausch’un 1975 tarihli aynı adlı yapıtı.


Yunan mitolojisine dayanan operanın konusu, Trakya'lı bir şair ve müzisyen olan Orfeus’un düğün gününde bir yılan ısırığı sonucu hayatını kaybeden karısı Eurydice’yi geri getirmek için yeraltı dünyasına inmesini anlatır. Tanrılar, kederli Orfeus'un Eurydice’yi yeryüzüne getirmesine izin verirler, ancak bir şartları vardır; Orfeus, yeryüzüne dönene kadar ona bakmamalı ve onunla konuşmamalıdır, aksi takdirde Eurydike’yi sonsuza dek kaybedecektir. Geri dönüş yolunda Eurydike’nin ısrarlarına dayanamayarak Orfeus bu şartı ihlal eder ve Eurydice’nin ilelebet ölmesine neden olur. Operanın sonunda Amore (Aşk Tanrısı) Orfeus’a acır ve Euridice'yi hayata geri döndürerek çiftin birleşmesini sağlar.


MiR Dance Company’nin 2019 yılından beridir direktörü olan koreograf Giuseppe Spota, bu sezon sonunda kendi isteğiyle görevinden erken ayrılmadan önce tasarladığı bu son, bütün bir akşamı kaplayan yapıtında sahne ve kostüm tasarımını da üstlenerek, adeta bir gesamtkunstwerk (bütünsel sanat yapıtı) ortaya çıkarmış. 


Spota gösteriyi, oditoryumda perde açılmadan 15 dakika önce, fuayede başlatıyor. Kadın ve erkek dansçılar; hepsi bir örnek, etek uçları yanmış beyaz gelinlikler giymiş olarak ve orkestra müzisyenlerinden kurulu bir üçlünün icra ettiği canlı Gluck dönemi müziği eşliğinde, ilk önce fuayede gezinip dans ediyorlar, ardından Musiktheater im Revier’in mimarisinin alamet-i farikası, farklı birçok kottaki merdiven parçalarından oluşan labirentimsi cam fanusun içinde hapsolmuşcasına, fuayenin büyük ve geniş hacmine, yani gösteriyi beklemekte olan seyircilere doğru bakan tarafında bedenlerinin parçalarını kırarak ve basamaklarda sürüklenerek aşağı ve yukarı hareket ediyorlar. Dolayısıyla, önce bir düğün kutlaması gibi neşeli başlayan ortamın hissi, bu kırık, parçalı düşme ve yuvarlanma hareketleriyle birlikte, Eurydice’nin ölümünü imlercesine kabusvari bir hisse dönüşüyor. Dansçıların bir anda, hızla fuayenin yan kapılarından kaybolmasıyla, seyirciler de oditoryumdaki yerlerini almaya yöneliyorlar.


MiR Dance Company, Orpheus und Eurydike, Fotoğraf: Zoran Varga
MiR Dance Company, Orpheus und Eurydike, Fotoğraf: Zoran Varga

Perde açıldığında seyirciyi sahnede, dönmekte olan gri-gümüş renkli, devasa bir yarım krater karşılıyor. Bu krater ortadan bir yarıkla ikiye bölünmüş. Taşıyıcı strüktürünün gözüktüğü ve dansçıların içinde hareket ettikleri arka tarafıyla birlikte, adeta anıtsal bir enstalasyon gibi sahnenin merkezinde duran bu yarım krater, soyut anlamda yeraltı dünyasını temsil ediyor gibi. Orfeus’u seslendiren, beyaz bir takım elbise içindeki şancı sahnede kederli bir figür olarak durağan ve yalnızlaştırılmış olarak bırakılmış. Ona karşılık; sonradan, fuayedeki dansçılar içinde de olduğunu fark edeceğimiz Eurydice’yi seslendiren şancı ise, sahnedeki icra sırasında da, ilerleyen sahnelerde yavaş yavaş diğerlerinin arasından sıyrılsa da, önceleri kalabalık dansçı grubunun içinde yer alıyor. Spota Euydice’yi bu şekilde çoğaltarak ve bir nevi “Eurydice korosu”nu koreografiye hakim kılarak, Orfeus’un mateminin ve yalnızlığının etkisini arttırdığı gibi, Orfeus'un Eurydice'ye duyduğu özlem, ulaşılamazlık ve umutsuzlukla örülü içsel çalkantılarını da başarıyla ortaya seriyor. Bu anlatı, koreografinin krater benzeri yüksek ve eğrisel yüzeyle kurduğu ilişkide de etkileyici bir şekilde ortaya çıkıyor. Dansçılar koreografinin birçok yerinde, bu yüksek eğrisel yüzeyde güç gerektiren ve gerilim içeren, bazı anlarda formasyonlarının dışındaki akrobasi disipliniyle de flört eden hareket cümlelerini gerçekleştiriyorlar. Dansçıların icrası oldukça başarılı; sanki düz ve pürüzsüz bir yüzeydeymişçesine çok akıcı ve zarif bir şekilde hareket ediyorlar. Dolayısıyla gerek koreograf Spota'yı bu sıradışı olduğu kadar yapıtın özüne aykırı olmayan yorumu için, gerekse de dansçıları üst düzey performansları için kutlamak lazım. Ancak dansçıların eğri yüzeylerden bedenlerinin bir çok uzvuyla, özellikle de çıplak ayaklar ve ellerle, temas ederek inerken, kaçınılmaz olarak deri ile yüzey malzemesi arasındaki sürtünmeden çıkan sesler, müzikal icranın pürlüğünü zedeleyerek seyir konforu açısından beni hem rahatsız etti hem de dikkatimi dağıttı.


Spota operanın şancı korosunu sahnede değil, odiyoryumun en üst balkonunun iki yanında konumlandırılmış. Bu tercih sahnenin bütünüyle dansçılara ayrılmasını sağladığı gibi, özellikle koro ağırlıklı ikinci perdedeki dehşetli ve ürkütücü bir etkileyiciliğe sahip müzikte, başka bir alemden geliyormuş hissi yaratıyor ki, bu da çok yerinde bir etki sağlıyor. Orfeus rolünde benim seyrettiğim 6 Şubat 2026 akşamında mezzosoprano Constanze Jader sesinden rahatsız olduğu için, yerine Rina Hirayama onun partisini seslendirdi. Ancak neyse ki, Hirayama sahnenin kenarında durarak Orfeus’un partisini seslendirirken, Jader bizzat sahnede Orfeus’un hareketlerini icra etti, böylece Orfeus’un sahnedeki hareket mizansenini takip edebilmiş oldum. Eurydice'yi canlandıran şancı Heejin Kim ise, yukarıda yazdığım gibi, gerek fuayedeki ön oyunda, gerekse de sahne üzerinde diğer dansçılardan uzun süre ayırt edilemiyor. Bu durum bir yandan, sahnelemenin genel konsepti gereği Eurydice’nin diğer dansçılarla birörnek giydirilmiş olmasından kaynaklanıyor. Ama bence daha da önemlisi ve Kim’in özelinde; onun, benim tanımlamamla genç nesilde ortaya çıkan "yeni nesil şancı"lardan biri olarak, şan icrasının yanısıra bedenini de rahatça ve yapabilirbiliği yüksek ve nitelikli bir seviyede kullanıyor olmasıyla ilişkili. Dolayısıyla akşamın parlayan yıldızı, hem ses hem de hareket performansı açısından Heejin Kim idi.










Yorumlar


bottom of page