top of page

Ruhrtriennale 2026’dan İki Dans Akşamı

Yazarın fotoğrafı: Mehmet Kerem Özel
Mehmet Kerem Özel
9 saat önce
10 dakikada okunur

Almanya’nın Ruhr bölgesinde Bochum, Duisburg ve Essen şehirlerindeki atıl endüstri yapılarından dönüştürülmüş mekânları kullanması ve ağırlıklı olarak tiyatro ile müzik disiplinlerinin arakesitinde gösteriler üretmeye odaklanması ile dünyadaki festivaller arasında kendine özel bir yer edinen Ruhrtriennale’nin 2026 edisyonu 20 Ağustos-20 Eylül tarihleri arasında gerçekleşti. Genel sanat yönetmeni üç yılda bir değiştiği için adında “triennale” ibaresi olan festivalin 2026 edisyonunu, bu yıl üç yıllık dönemini tamamlayan Belçikalı yönetmen Ivo van Hove hazırladı. 


Ruhrtriennale’nin alt başlığı “Sanatların Festivali” olarak geçiyor, dolayısıyla dans gösterileri de programda yer alıyor. Essen’deki PACT Zollverein, festivalin kullandığı diğer mekânlardan farklı olarak, yıl boyu gerçekleşen gösteriler ve atölyeler, konuk sanatçı programları ve ortak yapımcılıklarla 25 yıldır özellikle dansa odaklanan bir kurum olduğu için, Ruhrtriennale’nin her edisyonunda kendi mekânındaki gösterilerin kürasyonunu kendisi yapıyor. Kurumun sanat yönetmeni Stefan Hilterhaus bu edisyon için iki program hazırlamış: Israel Galván ile Marlene Monteiro Freitas’ın RI TE adlı ortak çalışması ve Christos Papadopoulos’un iki yapıtından oluşan OPUS / Landless akşamı.


RI TE

Flamenko dansına getirdiği avantgarde yorumla tanınan Israel Galván ile çağdaş dans dünyasında son yılların en radikal işlerine imza atan koreograf-performansçılarından Marlene Monteiro Freitas’ın birlikteliği benzersiz bir yapıtın ortaya çıkmasını sağlamış. İkilinin hazırladığı gösterinin başlığı RI TE, Freitas'ın ana dili Portekizce’de “gülmek” (RI) ve “sen/seni/sana” (TE) kelimelerden oluşuyor ve “GÜL!” anlamına geliyor. Ama tabii ki iki hece birlikte okunduğunda, ister istemez İngilizce anlamıyla “ayin” de akla geliyor, ki zaten bu iki dilli anlam oyunu amaçlanmış olmalı.


Yeşil Burun Adaları doğumlu Freitas (1979), Anne Teresa de Keersmaeker’in ünlü dans okulu Performing Arts Research and Training Studios’daki (P.A.R.T.S.) eğitiminden sonra kendine has karnavalvari ve grotesk üslubuyla dans dünyasında kendine sağlam bir yer edinmeye başladı. 2018 yılında Venedik Bienali tarafından dans alanında Gümüş Aslan ödülüne layık görülen Freitas son işi NÔT ile 2025 yazında, dünyada gösteri sanatlarının Kâbe’si sayılan Avignon Festivali’nin prestij mekânı Papalar Sarayı Avlusu’na davet edildi. 

Flamenkonun beşiği Sevilla doğumlu ve anne ile babası ünlü flamenko dansçıları olan Galván (1973) ise flamenkoyu bedeninin içinden ve dişil bir enerjiyle yorumlayarak yenilikçi bir ifade dili yaratan sıradışı bir dansçı/koreograf. Kendi ülkesinde aldığı bir çok ödülle birlikte New York Bessie, Londra Ulusal Dans gibi uluslararası ödüllerin de sahibi olan Galván dünya çapında bir çok festivalin yanı sıra 2017 ve 2025’te iki kere Avignon Festivali’ne konuk oldu.


RI TE’te senografi çok yalın: Sahnede sadece yaklaşık 2 x 2 metrelik ahşap bir kutu var. Kutu, geniş yüzeyi seyirciye bakacak şekilde dikine duruyor. Kutunun ön kapağı açılıp önüne yere konmuş, böylece burası bir tür platform olmuş. Kutunun dik duran arka kapağında/yüzeyinde yukarıda bir floresan takılı, önüne de iki eski moda kafe sandalyesi konmuş. Adeta insanlık tarihinin en eski ve en basit sahnesindeyiz; dikdörtgen bir oyun alanı ve alanın arkasını tanımlayan bir yüzey. Ama Galván ile Freitas gösteri boyunca kendilerini bu tanımlı oyun alanıyla sınırlamayacaklar; etrafında, üstünde, yakınında, uzağında serbestçe dolaşacaklar. Sona doğru ise yapıt boyunca seyirciyle etkileşimi kesmeyen ikili, sandalyelerinin üzerinde seyirciye doğru gelip, tabir-i caizse en öndeki seyircilerin burunlarının dibine kadar girecekler. Floresan ara sıra göz kırpacak, titreyecek, sanki hayatın gündelik akışı içindeki kısa ve ani arızaları, kesintileri imlermişsecesine. Zaten RI TE biraz da bu arızalar üzerine kurulu.


RI TE, Israel Galván ve Marlene Monteiro Freitas © Laurent Philippe
RI TE, Israel Galván ve Marlene Monteiro Freitas © Laurent Philippe

Biz seyirciler yerlerimize otururken Galván ile Freitas da sahnedeler, kol kola dolaşıyorlar, oyun alanının önünden ya da arkasından geçiyorlar, sahnenin yan taraflarındaki çıkıntılara oturuyorlar, birbirleriyle konuşuyorlar. O sırada dönüşümlü olarak klasik müzik ile eğlenceli hafif müzik çalıyor. Müzik değiştiğinde, önceki müziklerin hep aynı kısımları çalıyor, yani bir nevi tekrarlama yaşanıyor. İkili her müzik değişiminde tavır değiştiriyor; klasik müzik çalarken ciddileşiyor, yürüyüşleri, duruşları sertleşiyor, dikleşiyorlar, hafif müzikle bütün uvuzları oynuyor, gevşiyor, laçkalaşıyorlar.


İkisi de beyaz tulum giymiş, birbirlerine benziyorlar, ikiz gibiler ama detaylarda küçük farklılıklar var. Tulumunun üzerinde siyah bir kasap önlüğü takılı Galván gerili olarak sardığı saçlarının orta çizgisine bir sıra çiçek yerleştirmişken, Freitas saç topuzuna aynı beyaz küçük çiçeklerden takmış, beline yeşil bir kemer bağlamış. Galván'ın pembe uzun plastik botlarına karşılık, Freitas’ın ayaklarında topuklu ve sonradan anlayacağımız üzere altları çivili, flamenko/tap dansı yapmaya uygun koyu mavi bir ayakkabı var. Flamenko dansının ustası ayağında plastik botlar giymişlen, dolayısıyla ayak vuruşlarıyla ses çıkarması zorlaşıcakken, flamenko eğitimi almamış Freitas’ta bu dansa uygun ayakkabıların olması bile bize daha baştan gösterinin ne kadar sıradışı ve eğlenceli olacağına dair ipucunu veriyor.


Freitas ile Galván iki sevimli soytarı gibiler; bir anda kendinden emin şekilde kendini havaya kaptıran ama sonra bir anda da bulunduğu ortamdan ya da yaptığından utanıp kendine gelen, biraz tedirgin, hafif sakar, hafif alaycı, biraz garip, biraz beceriksiz. Aralarından biri dışarıya dönük, diğeri içe kapanık; Laurel ile Hardy gibiler. Bir yandan eğlenerek oyun oynarken, diğer yandan hafif bir yarış, gerilim de hissedilmiyor değil aralarında; hafiften atışıyorlar, birbirlerine meydan okuyorlar, ama birbirlerini baştan da çıkarıyorlar. 


Dışa dönük, dışavurumcu, ifadeleri güçlü, sert ve belirgin olanı Freitas; durağan, sessiz, mütevazi, şefkatli ve içe dönük olanı Galván. Freitas sadece bedenini değil, her zamanki gibi -ve adeta imzasına dönüşen şekilde- mimiklerini (gözlerini ve ağzını) kullanmada da usta; abartılı, grotesk ifadeleriyle dikkatleri üstüne çekiyor, hatta zaman zaman Galván'dan rol bile çalıyor.


Galván ile Freitas’ınki, neşe ve mizah dolu olduğu kadar gerilimli bir diyalog. Bu diyalogda zamanlamalar, verilen esler, duruşlar, birbirlerine ve seyirciye bakışlar, bir hareketi yaparken bir anda kesintiye uğratmalar büyük rol oynuyor. Bu diyalog, özellikle Freitas tarafından seyirciyle kurulan flörtöz bir ilişki bir de barındırıyor. 


Galván ile Freitas’ın yetiştikleri coğrafyayı düşünürsek, RI TE’deki bu ikili boğa ile güreşçisi olabilir, hatta geleneksel kadın-erkek rollerini altüst etmiş olabilirler, çünkü gösteri boyunca defalarca tekrarlanacak bir jest kombinasyonu var: Freitas bir matador gibi “Oley” diyecek; ki “Oley” ağzından her zaman o kadar kolay çıkmayacak, ilk söyleyişinde sadece ağzını oynatacak, yeniden denediğinde önce gırtlağından bazı sesler çıkacak ve bunlar zamanla “Oley”e dönüşecekler, sonrasında da binbir çeşit “Oley” şekli olacak. Freitas ilerleyen dakikalarda defalarca seyircileri de ayartarak “Oley”lerine eşlik ettirecek. Jest kombinasyonunun devamında; Freitas “Oley”ini söyleyince ya da seyircilere söyletince, Galván parmaklarını dudaklarına götürüp etrafa bir öpücük verme jesti yapacak, Freitas da hemen ardından yüzünü yana dönüp tükürecek. Bu adeta ritüelvari jest kombinasyonu gösteri boyunca ikilinin yarattığı farklı durumlarda tekrarlanacak; örneğin Freitas berber gibi Galván'ı sakal traşı ediyormuş ya da doktor gibi Galván'ı muayene ediyormuş gibi yaptığında, her seferinde “oley-öpücük-tükürme” kombinasyonu aynı sırayla gerçekleştirilecek. Sanki bu sahneler, ama bir taraftan da yapıtın tamamı, ikilinin yaşadığı coğrafyada maçolukla özdeşleşmiş matador imgesinin gündelik hayatın her anında yaşandığını, mizahi bir dille gözlerimizin önüne seriyor.


RI TE, Israel Galván ve Marlene Monteiro Freitas © Laurent Philippe
RI TE, Israel Galván ve Marlene Monteiro Freitas © Laurent Philippe

Yaklaşık 60 dakikalık gösterinin son çeyreğinde önce Galván sonra Freitas birer soloyla flamenkonun ritimlerinden, hareketlerinden, tempolarından ve seslerinden esinlenerek, ama bütün kurallarına meydan okuyarak bunlarla “oynuyorlar”, flamenkoyu adeta yapıbozuma uğratıyorlar. Bildik hareketleri dönüştürüyor, tempoları sekteye uğratıyor, ritimleri tuhaflaştırıyor, flamenkoya eşlik eden tanıdık nidalar yerine garip ama espirili sesler çıkarıyorlar. 


RI TE’a genel olarak baktığımda, yapıtın ana fikrinin sanki geleneksel bir dans türünü ve onun etrafında şekillenen toplumsal hayatın ürettiği jestleri altüst etmek üzerine kurulu olduğu kanısına varıyorum. 


RI TE’ı Freitas, Paris’te her güz düzenlenen prestijli Festival d’Automne’nin (Güz Festivali) 2022 yılındaki edisyonundaki ana konuklarından biri olması vesilesiyle kendisine sunulan imkanlarla davet ettiği sanatçılardan biri olan Galván ile sadece dört günde ortaya çıkarmış. Yani RI TE arkasında öyle uzun bir araştırma, çalışma, deneme süresi olan bir gösteri değil. Bu nedenle ele aldığı tema ve onu ortaya koyuş şekli odaklı da olsa iddialı veya derinlikli değil, ama zaten her projenin büyük laflar etmesi, gösterişli olması, arkasında derin anlamlar veya anlam katmanları barındırması gerekmiyor. Biraz çapakları kalmış, eğlenceli ve yaramaz RI TE dağınıklıktan ve doğaçlamadan beslenen, hatta biraz da kendini ciddiye almamanın hazzıyla yaratıldığı belli olan, seyretmesi ve dahil olması çok keyifli bir buluşma. 


OPUS / Landless

OPUS / Landless akşamı tek defalık olarak seyirciye Yunan koreograf Christos Papadopoulos’un farklı topluluklarla sahneye koyduğu iki yapıtını bir arada seyretme imkanı verdi; ilki Avrupa’nın son yıllarda gittikçe adından daha çok söz ettiren dans topluluklarından, Antwerp ile Ghent şehrilerinin ortak kurum Opera Ballet Vlaanderen (Flaman Opera Balesi) yapımıydı, ikincisi Papadopoulos’un kendi topluluğu LEON KAI LYKOS (ASLAN VE KURT) yapımı.


Papadopoulos (1982) Atina'da Siyasal Bilimlerden mezun olduktan sonra Yunanistan Ulusal Tiyatrosu Drama Okulu'nda tiyatro okumuş. Onu esas heyecanlandıran alanının tiyatrodan çok, dans olduğunu fark edince Amsterdam'a gidip School for New Dance Development’da (SNDO) dans ve koreografi eğitimi almış. Günümüzün genç Yunan koreograf kuşağındakilerin çoğu gibi onun yolu da ünlü Yunan görsel sanatçı/koreograf/yönetmen Dimitris Papaioannou’yla çalışmaktan geçmiş. 


Papadopoulos kendi dans topluluğu LEON KAI LYKOS bünyesinde sahnelediği Elvedon (2015), Opus (2016), ION (2018), Larsen C (2021), Landless (2024) ve My Fierce Ignorant Step (2025) yapıtları ile sadece Yunanistan’da değil Avrupa çapında büyük beğeni toplamaya devam ediyor. Dance On Ensemble için Mellowing (2023), Lyon Opera Balesi için Mycelium (2023), Nederland Dans Theater 1 için Ties Unseen (2024) ve Opera Ballet Vlaanderen için OPUS (2026) adlı yapıtları tasarlayan Papadopoulos Şubat 2025’te, ilk defa verilen Rose Uluslararası Dans Ödülü’nü* almaya hak kazandı.


Mycelium ile My Fierce Ignorant Step’i canlı, Ties Unseen’i naklen yayın kaydından seyretmiş biri olarak Papadopoulos’un koreografilerinin genellikle; yalın ve minimal hareket dizilerinin yapıt boyunca tekrar ederken az farklılıklarla değişerek evrilmeleri üzerine kurulu olduğunu söyleyebilirim. Önceki bir yazımda kullandığım benzetmeyi referans alırsam; Papadopoulos’un koreografilerinde dansçılar -sanki bedenlerinin içindeki küçük bir top bedenlerinin sınırlarına çarpıp yön değiştirerek ilerliyormuşcasına- uvuzlarını eklem yerlerinden kırarak hareket ediyorlar.** Papadopoulos koreografilerinde karakteristik olarak baş ve kolların hareketine ayrıca belirgin bir vurgu yapıyor. Öyle ki neredeyse bütün yapıtlarının kostümleri bu vurguyu güçlendirecek şekilde tasarlanıyor: Kıyafetler koyu renklerde ve bacakları da kaplayarak dansçıların boyun seviyesine kadar geliyorlar, sadece kolların dirsek ile el arasını açıkta bırakıyorlar. Dolayısıyla bedende baş, kollar ve eller ön plana çıkartılmış oluyor. 


OPUS, Christos Papadopoulos © Opera Ballet Vlaanderen  Koen Broos
OPUS, Christos Papadopoulos © Opera Ballet Vlaanderen Koen Broos

Bu genel izlenimimi saklı tutarak, Papadopoulos’un OPUS ve Landless’in koreografilerinde özel olarak müzik ile hareket arasında ilişki kurmayı hedeflediğini belirtmeliyim. Nasıl notaların her biri birbirlerinden bağımsız birer varlıksa, uvuzlar da uzamda birbirlerinden bağımsızca hareket edebilirler. Bu ana fikirden hareketle Papadopoulos bu yapıtların hareket tasarımında müziği oluşturan notalar ile bedeni oluşturan uvuzların hareketini, birbirlerinden etle tırnak gibi ayrılmayacak sıkılıkta ilişkilendirerek örüyor. Öyle ki, özellikle OPUS’u seyrederken koreografinin nasıl ortaya çıktığını, yukarıdaki açıklamayı bilmeden de fark ediyor; duyduğunuz müzik ile eş zamanlı olarak dansçıların bedenlerindeki hareketi gördüğünüzde, bu ilişkiyi takip edebiliyorsunuz. Doğal olarak ortaya figüratif bir anlatı çıkmıyor, müziğin kendisi kadar soyut bir koreografi seyrediyoruz. Koreografi müzik kadar soyut ama onun gibi uçucu değil, tam tersi, onun uçuculuğunu beden hareketleri yoluyla maddeleştiriyor, dolayısıyla görselleştiriyor. Papadopoulos bu koreografik yaklaşımını; OPUS’ta Yunan besteci Kornilios Selamsis’in, Johan Sebastian Bach’ın Füg Sanatı’nın dört dakikalık ilk parçası Contapunctus 1’i ayrıştırıp yeniden yapılandırarak yarattığı 50 dakikalık yeni kompozisyona, Landless’de Yunan DJ-besteci Jeph Vanger’in özel olarak bu yapıt için bestelediği, yine yaklaşık 50 dakikalık müziğe uyguluyor. 


Bu iki yapıtı aynı akşamda arka arkaya seyretmenin ilginç tarafı, aynı koreografik ana fikrin birbirine zıt sahneleme özelliklerine uygulanmış olmasına tanıklık etmek. Şöyle ki, OPUS zemini ve arka yüzeyi bembeyaz bir sahnede kalabalık bir ekibin hareket ettiği bir yapıt iken, Landless her yeri kapkara bir sahnede bir solo. 


Papadopoulos ilk defa 2017 yılında Dansnät Jöngköping yapımı olarak dört dansçı ile sahneye koyduğu OPUS’u 2026 yılının başlarında Opera Ballet Vlaanderen için 12 kişilik kalabalık bir dansçı kadrosu ile tekrar ele almış (PACT Zollverein’da benim seyrettiğim 5 Ağustos 2026 tarihli gösterimde sahnede 11 dansçı vardı). Papadopoulos ilk versiyondaki dört dansçının her biri için tanımladığı ses partisini bu versiyonda üçer dansçıya uyarlamış. Böylece temel müzikal sesler ile alt sesler arasında etkileşim kurulmasına olanak tanımış, başka bir deyişle tek bir dansçıya atadığı hareket notasyonunu üç dansçıya göre çeşitlendirmiş. Örneğin bir oktav iki dansçı tarafından birlikte ifade ediliyor. Yapıt ilerledikçe başta ayrıştırılmış olan nota dizileri birleşerek Bach’ın müziği tanıdık hale geliyor. Bununla eş zamanlı olarak sahne kalabalıklaştıkça notaların sesleri ile uvuzların hareketleri arasındaki ilişki şeffaflığını kaybetmeden karmaşıklaşıyor. Dört grup da sahneye geldiğinde koreografide artık grupların aralarındaki mekânsal ilişkiler ön plana çıkmaya başlıyor. 


En başından itibaren sahnenin tam ortasında yukarıdan sarkan çıplak ampül üçlü beden gruplarının sahne mekânı içindeki ilerleyişleri, kâh birbirleriyle kaynaşmaları kâh ayrılmalarıyla birlikte çok yavaş bir şekilde yukarıya doğru yükselirken (ve gücü azaltılarak sarılaşırken), sahne mekânı da baştaki çiğ, lekesiz beyaz halinden içinde beden hareketleriyle birlikte müziğin maddeleştiği kırık beyaz, sarımsı bir ortama bürünüyor (Minimal ve etkili ışık tasarımı Stephanos Droussiotis’e ait).


OPUS ilk üçlü dansçı grubunun sahneye çıktığı ilk andan itibaren seyirciyi adeta hipnotize ediyor ve giderek de içine çekiyor, sonunda yarattığı bütünsel etkiyle de büyülüyor. Opera Ballet Vlaanderen’in dansçıları Papadopoulos’un bu müthiş bir matematiğe ve giderek giriftleşen bir örüntüye sahip koreografisini icra etme konusunda titiz, maharetli ve etkileyici bir performans sergiliyorlar. Bu başarıda topluluğun son yıllarda geçirdiği değişiminin büyük rolü olduğu kesin. Şöyle ki, topluluk Antwerp doğumlu, Fas asıllı Belçikalı ünlü koreograf/dansçı Sidi Larbi Cherkaoui’nin 2015-2022 arasındaki genel sanat yönetmenliği sırasında klasik baleden daha çok modern ve çağdaş dans yapıtları icra ederek, genel olarak opera kurumlarının bünyelerindeki bale topluluklarına hakim olan klasik bale repertuvarını yavaş yavaş terk etti. O kadar ki, Cherkaoui'nin ayrılmasından sonra kurumun opera ile bale bölümlerinin sanat yönetmenliğini bir arada yürüten Jan Vandenhouwe’nin hazırladığı programlarda klasik koreografiye sahip hiçbir bale yapıtı yer almadı. Bu açıdan Opera Ballet Vlaanderen’in başarılı bir şekilde GöteborgsOperans Danskompani (Göteborg Operası Dans Topluluğu) benzeri bir kimliğe evrildiğini ve dansçılarının yıllar içinde oluşan çağdaş repertuvarı yetkin bir şekilde icra ettiklerini söylemek yanlış olmayacaktır.


Landless, Georgios Kotsifakis © LAC Lugano Arte e Cultura - Luca Del Pia
Landless, Georgios Kotsifakis © LAC Lugano Arte e Cultura - Luca Del Pia

Landless Papadopoulos’un, dansçı Georgios Kotsifakis ile ortaklaşa tasarladığı bir yapıt. Kotsifakis, Papadopoulos’un kendi topluluğu LEON KAI LYKOS ile sahnelediği bütün yapıtlarda dans eden, yabancı topluluklara ürettiği işlerde asistanlığını üstlenen bir yaratıcı dansçı. Dolayısıyla Kotsifakis, Papadopoulos’un dünyasını en iyi bilen kişi olmasının yanı sıra hiç şüphesiz o dünyayı kuranlardan da biri, adeta protagonisti. 


Kotsifakis dansçı olarak olağanüstü bir fiziki gösterişe, bedene sahip değil (örneğin burada aklıma Maurice Bejart’ın unutulmaz dansçılarından ve onunla tıpkı Papadopoulos-Kotsifakis gibi bir ikili oluşturmuş olan Jorge Donn’un muhteşem fiziği ve aurası geliyor). Ancak Kotsifakis’in dans ederken etrafında yarattığı atmosfer benzersiz; bedeninin kıvraklığı, akıcılığı, zarafeti ve özellikle de yapıtın ilk anlarından itibaren mıknatıs gibi sizi kendisine çeken bakışları büyülenmiş gibi gözünüzü ondan ayıramamızı sağlıyor. Kotsifakis büyük ve kapkara bir sahnede, siyah kıyafetler içinde, 50 dakika boyunca tek başına hareket ettiği Landless’te de sizi avucunun içine almayı, kendisini nefessiz takip ettirmeyi başarıyor.


İtalya’nın Lugano kentinde iki yılda bir düzenlenen uluslararası çağdaş dans festivali Lugano Dance Project’in insan bedeni ile mimarinin birlikteliği temasıyla gerçekleşen 2024 tarihli ikinci edisyonu vesilesiyle LAC Lugano Arte e Cultura tarafından Papadopoulos’a sipariş edilen Landless bu birlikteliği tam da zıt yönden ele alarak ortaya seriyor: İnsan bedenini bir mimarinin/mekânın içine yerleştirmek yerine, onu bir boşluğun (simsiyah bir mekânın) içinde var olmaya zorluyor. “Landless” kelimesi koordinatları veya dayanak noktalarını yitirmiş olmaya, çıkacak bir karanın veya inecek bir yerin olmamasına dair anlamlar içeriyor. Ayaklarınızın altındaki toprağın olmadığı bir ortam zaten tam da Landless’de olduğu gibi geriye sadece bir bedenin ve karanlık bir boşluğun kaldığı bir yerdir. Yapıtın ikinci yarısında ise; bedeni arkadan takip ederek (spotu dansçının kendisinin yönetmesi sayesinde) aydınlatan, dolayısıyla seyirciye sadece bedenin konturlarını gösteren, sona doğruysa sahneye yoğun sisin basmasıyla birlikte de bu konturları geçici, uçucu bir maddeselliğe dönüştüren bir ışık kaynağı kırılgan insanın bu karanlık uzamda var olma mücadelesini etkileyici bir şekilde ortaya seriyor. 


Son olarak yapıtın duygusunu seyirciye geçirmedeki başarıda Eliza Alexandropoulou’nun atmosferik ışık tasarımının ve Jeph Vanger’in metalik ses peyzajının da etkili olduğunu vurgulamalıyım.



------------------------------------

* Herhangi bir tarzdaki yeni dans yapıtları için iki yılda bir verilmeye başlanan ve adı için Rose ismini seçen anonim bir kişinin, dünyada dans üzerine odaklanmış saygın kurum-mekânlardan biri olan Sadler's Wells'e yaptığı cömert bir bağışla mümkün olan bu ödülün verilme süreci oldukça uzun: Dünyanın yedi kıtasından direktör, sanatçı, yapımcı ve yazarlardan oluşan 14 aday göstericinin belirlenen tarihleri arasında prömiyer yapan dans yapıtları arasından değerlendirmeye alınmak üzere belirlediği uzun liste, altı seçiciden oluşan uluslararası bir jüri tarafından eleniyo. Son aşamda bu yapıtlar Sadler’s Wells’te canlı olarak icra ediliyor ve kazananı Birleşik Krallık merkezli beş jüri üyesi belirliyor. Ekim 2021 ile Şubat 2023 tarihleri arasında prömiyer yapan dans yapıtlarına verilen ilk ödülün finalistleri An Untitled Love (Kyle Abraham),  Carcaça (Marco da Silva Ferreira), Larsen C (Christos Papadopoulos) ve Encantado (Lia Rodrigues) idi. 



Yorumlar


bottom of page