top of page

Zamanın, Bedenin ve Kültürel Görünürlüğün Kırık Bir Röntgeni

  • Yazarın fotoğrafı: Gizem Bilgen
    Gizem Bilgen
  • 29 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur


Peeping Tom’un Chroniques adlı yapıtını 15 Kasım 2005’te Antibes – Théâtre d’Antibes sahnesinde izlerken, topluluğun ismine ne kadar sadık kaldığını bir kez daha düşündüm. “Peeping Tom” İngilizcede röntgenci anlamına gelir; topluluk da tam olarak toplumsal olanı röntgenleyen, rahatsızlık yaratan, keskin ve karanlık eserler sunuyor. Chroniques de onlardan biriydi. 


Peeping Tom’un, 2000’lerin başından beri Avrupa dans sahnesinde güçlü bir konuma sahip olmasının nedeni yalnızca dansı ve tiyatroyu iç içe geçirmeleri değil, bunu sinematografik bir dille yapmalarıdır. Peeping Tom, olay örgüsünden ziyade birbirine eklemlenen durumlar yaratır; dans virtüözitesini akrobasiye, tiyatroyu ise neredeyse sözsüz bir sinema atmosferine dönüştürür.



Fotoğraf: Camille Leprince
Fotoğraf: Camille Leprince

Zamanın Labirentinde: Kolonyalizm ve Kapitalizm


Chroniques, adından gelen ipucuyla zamanı merkezine alıyor. Kronoloji kelimesinin kökenindeki chronos (zaman) düşüncesi, yapıtı bir zaman labirentine çeviriyor. Bu labirentin iki ekseni var: Kolonyalizm ve Kapitalizm. Zaman, bu iki güç tarafından şekillenen bir döngü gibi sahnede görünüp kayboluyor. Amber Vandenhoeck’ün tasarladığı sahnede birkaç kaya parçası, arka sahne perdesinin ardındaki dev tuval ve sağ yandaki simya laboratuvarı yer alıyor. Oyun, kaya üzerinde heykelimsi bir bedenin doğuşu ile başlıyor. Adeta Myron’un Discobolus’u canlanıyor. Sonra tepeden düşen bir kutu ile zaman kırılıyor ve her şey hızla dağılmaya başlıyor.


Performansçılar —Simon Bus, Boston Gallacher, Balder Hansen ve Charlie Skuy— karakter canlandırmaktan çok, zamanın belli dönemlerinden fırlamış sembolik bedenler gibiler. Mitolojik bir arketipten astronota, ilkel insandan samuraya, oradan da Ku Klux Klan estetiğine göndermeli birçok döneme atıfta bulunuyorlar. Kendini bir anlatıdan çok, durumlar üzerinden tanımlayan eser, performans akışını sürekli kesintiye uğratan hikayeler üzerinden ilerliyor. 


Japon Başkahramanın Çatışması: Beden Kimin Bakışıyla Okunur?


Seungwoo Park, yapıtın merkezine yerleştirilmiş “kültürel yabancı” rolüyle yeniden ve yeniden oyun kuran, fakat her seferinde yenilen bir beden olarak karşımızda. Batı’nın Doğu bedeninden ne beklediğine dair sorular zihnimi kurcalıyor: Sembolik bir saflık mı; yoksa çerçevelenmiş, güvenli bir “öteki” mi? Park, Doğu estetiğinin Batı tarafından fetişleştirilmesine karşı bedenini bir direnç alanı hâline getiriyor. Beni en çok etkileyen sahne ise “kesik el” epizoduydu. Dansçılar, sahneye bağımsız bir varlık gibi dağılan kesik eli sürreal bir futbol topu gibi oynuyordu. Medeniyetin başlangıç noktası bir oyuncağa indirgenmişti. Park’ın “eli” koruma altına alma çabası, giderek kimliksizleşen bir dünya karşısında çaresizliğine dönüşüyordu.



Gözetleyen Tuval: Aydınlanmanın Karanlık Yüzü


Arka duvar zaman zaman açılıyor; merdivende resim yapan ressam görünüyordu. Bu figür, adeta rejiyi yöneten bir gözetmen, bir Büyük Birader etkisi yaratıyordu. Rönesansa yapılan bu atıf, sahnede Aydınlanmanın karanlık tarafını işaret eder gibiydi: Avrupa merkezci bakışın bilgi üzerinden kurduğu tahakküm. Bu karanlık tahakküm savaş sahneleriyle çoğalıyordu. Kan gökkuşağı renkleriyle temsil ediliyor; performansçılar plastik şişeleri el bombası misali fırlatarak vurulma anlarını canlandırıyordu. İnsan avı turizmine göz kırpan bu grotesk savaş, bir anda sahneye iki kişinin girmesiyle bozuldu. Duş ışığı altında, ciddi bir tonla, sanki basın bülteni okur gibi konuşmaya başladılar. Aralarından biri vuruldu. Vurulanın kadın olması ve cenazesinin bir türlü gömülememesi, toplumsal cinsiyetin kırılganlığını açıkça görünür kılıyordu. Final sahnesinde Seungwoo Park ile bir diğer performansçının su kuyuları üzerinden yaptıkları telefon konuşması, belirsizlik duygusunu artırıyordu. Pazarlık yapar gibiydiler. Su yaşamı temsil ederken, kuyu bilinmeyenin karanlığını çağrıştırıyordu. Tam bu belirsizlik kendini tekrar ederken, Lolo & Sosaku’nun tasarladığı mekanik, aksayan robotlar sahneye girdiler ve sahne  insanlığın kırık ritmini metalik bir yankıya dönüştürdü. İki aksak, arkaik robot heykellerin "I Can't Stop Loving You" şarkısı eşliğinde eser sonlandı. Chroniques, sadece bir performans değil; bedenin politik ve kültürel olanın parçalanan bir nesneye dönüştüğü kırık bir röntgen. 


Topluluk ve Yapım Üzerine


Belçika merkezli Peeping Tom, Gabriela Carrizo ve Franck Chartier tarafından kurulduğundan beri Avrupa dans sahnesinde güçlü bir yer edindi. Carrizo ve Chartier’in NDT, Göteborg Operası, Residenztheater ve Grand Théâtre de Genève gibi kurumlarla yaptığı işbirlikleri topluluğun estetik çizgisini genişletti. Chroniques’in prodüksiyon ve ortak yapımını Nice Ulusal Tiyatrosu – CDN Nice Côte d’Azur üstleniyor. Peeping Tom’un sayısız destekçisi var. Avrupa’da sadece belediyeler değil vakıf ve özel kurumların birbirine bağlı desteği de çok önemli. 


Peeping Tom’u merak edenler +18 içeriğe hazır olmalı: cinsellik, soyut şiddet, yüksek ses, yoğun sis (eserlerinin olmazsa olmaz efekti) ve stroboskop ışıkları topluluğun imzası olarak görülebilir.



Fotoğraf: Camille Leprince
Fotoğraf: Camille Leprince






SAHA Yazı Dizisi kapsamında desteklenmiştir /

Supported by SAHA Art Writing














Yorumlar


bottom of page